Dungeon’un, blogunda bir yazı var: Büyümenin İşaretleri Ve Olgunlaşmanın Göstergeleri
Benim çok hoşuma gitti. Her zamanki gibi döktürmüş arkadaşım.
Yazıda büyümenin 25 işaretini ve olgunlaşmanın belirtilerini vermiş. Benim yazıyı okumadan önce onun yazısını okuyun da anlamlı olsun.
……………………………………………………………………………………….
-Okudunuz mu???
-!!!!!!!!??!!’’%%&/((===
-Tamam tamam bekliyorum. Neden bu kadar kızıyorsunuz ki??
……………………………………………………………………
-Bitti mi?
- :))))
-Hele şükür :))
Evet büyümüşüm. Hatta bu büyümek işi olgunlaşma düzeyine çıkmış (abartılacak düzeyde değil tabi!!)
Geçenlerde eski günlüklerimi okudum. Güldüm, ağladım, düşündüm ama en çok da güldüm. Ve yazdığım şiirleri bir hareketle yırtışım da geçmişte yazdığım bu şiirleri çok basit hatta aptalca bulmamdandı…. (Dungeon’un yazısında 4. madde)
Lisedeyken öyle dorukta aşk acısı çekerdim ki.. Eşlikçimde Ayna idi. Sevdiğim şarkıları bir kasete doldurtmuştum. Ayna’nın şarkısını öyle dinliyordum ki..İç çeke çeke.. Babamın bana garip garip baktığını hatırlıyorum.Sonra da gülüp geçmişti. Oysa içimde ne fırtınalar koptuğunu bilmiyordu. Tetikçisi de o şarkılardı. Off ki offf (5. madde)
Teyze dedi bir çocuk bana pazarda. “Şundan da verelim mi teyze” Ne teyzesi yahu? “Abla”ya ne oldu ya?? Gerçi arkadaşlarımın çocukları olmakta birer birer. Eee teyzeyiz , halayız.. Üfff.. Alışmak lazım sanırım… Tey-ze tey-ze… (10. madde)
Öğrenciler şikayete gelince, o kadar basit geliyor ki sözleri. Yok küçümsemek değil de.. Üzüntüleri basit geliyor ya da kafalarına taktıkları şeyler.. Sonra kendi yaptıklarım geliyor. Ailemin canını ne sıkmışım. Arada sırada kardeşime öğüt veresim geliyor ama.. Arada kalmış gibi hissediyorum kendimi.. (11. madde)
3 yıl önce göreve başladığımda ki öğrencilik biteli 3 ay anca olmuştu, halen okuyan arkadaşlarla konuştuğumda ağlayasım geliyordu, öğrenciliği özlüyordum. Hala öyle. Özledim öğrenciliği. Başkaymış öğrencilik. Gerçi herşeyin bir güzelliği var ama.. (17 – 18. madde)
Eskiden annemle babamla pek oturmazdım, sıkılırdım. Eve gittiğim zamanlarda onlarla oturup , konuşuyorum. Ve kavgalarla bitirmiyoruz bu konuşmaları. Artık yüksek sesle müzik dinlemiyorum. Zira başım ağrıyor. Öğrencilerin sesleri bile başımı ağrıtıyor. Sabahlamak şöyle dursun geç yatmak bile tedirgin ediyor beni. (20. madde)
Eskiden konuşulan bir konuyla ilgili görüş bildirsem, susturulurdum. İtiraz edecek olsam, çocuklar her konuya karışmaz denirdi ve ben buna gıcık olurdum. Oysa şimdi özellikle gelen misafirlerce konuya dahil ediliyorum. Ama tabi o da uzun sürmüyor. Sanırım kendi misafirlerimi kendi evimde ağırlayana kadar da uzun sürmeyecek. Hem zaten sürmesinde. Hem hanım hanımcık ol hem görüş bildir. Üüüü. Boş versenize. Zamanında susturmasaydınız, ünlü bir hatip olabilirdim :))))) (21. madde)
Evet uyuyunca babam kucaklayıp yatağıma götüremiyor. Zira nasıl taşısın beni. Ama en azından uyandırıp yerime yatmamı söylüyor. Gerçi küçükken, misafirlikte uyursam (ki hep uyurdum) eve kadar kucağında getirir ve yatağıma yatırırdı.. (25. madde)
Dungeon’un yazısına bir yorum yapacaktım. Sonra bu yorumu uzatıp bir yazıya dönüştüreyim dedim. Bunu Dungeon’a ithaf edeyim o halde (ithaf etmek de pek havalı bir eylem değil mi?)
Büyüdük, büyüm büyüm büyüdük. Gerçi geçmişe dönmek elde değil ama.. Özlememek de elde değil sanırım.